Türkiye ve Türkiye dışından  sivil toplum profesyonelleri, akademisyenler, uzmanlar ve insan hakları aktivistlerinin katılımıyla sivil toplumdaki temel yaklaşımları, sivil toplumun sınırları ve sorumluluklarını, farklı kimlikler etrafında örgütlenmesini, sivil alanın değişen yüzlerini, Türkiye'de sivil toplum algısını, filantropi ve sivil toplum kuruluşlarının iç dinamiklerini tartıştığımız çevrimiçi panel serisine 530’un üstünde dinleyici katıldı. 

İnsan hakları alanında çalışan konuşmacıların katıldığı panel serisinin videolarını "play/oynat" ikonuna basarak izleyebilirsiniz.

Açış Konuşması: İnsan hakları hareketi krizde mi?
17 Mart Çarşamba
18.00-19.00
Samuel Moyn - Yale Üniversitesi
Nilgün Arısan Eralp - Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı

“Sivil Toplum Ekran Paylaşıyor” isimli panel serisinin açılış konuşmasını Yale Üniversitesi’nden Prof.Dr. Samuel Moyn yaptı. İnsan hakları kavramının geçirdiği dönüşümler ve geleceği konularının ele alındığı panelin moderatörlüğünü, TEPAV AB Enstitüsü Direktörü Nilgün Arısan Eralp üstlendi.

Prof. Dr. Samuel Moyn, konuşmasına Çek insan hakları aktivisti Zdena Tominová’nın hikâyesiyle başladı. Ülkesinde insan hakları alanında savunuculuk faaliyeti yürüttüğü için şiddet gören ve sürülen Tominová, Batılı aktivistlere yaptığı bir konuşmada sosyalizmin insan haklarına gölge düşürmek amacıyla kullanıldığını dile getirmiştir. Ancak buna rağmen aktivist Zdena Tominová, sosyalizmi var olan ekonomik ayrıcalıkları ortadan kaldırması dolayısıyla sevdiğini açıklamıştır. Bu hikâyenin ardından Moyn, bir tarihçi olarak özellikle sosyal haklar ve insan hakları arasındaki ilişkiyi incelediğini belirtti. 19. yüzyılın uluslar özelinde ve küresel olarak bir eşitsizlik çağı olduğunu anlatan Moyn, İkinci Dünya Savaşı sonrasında milliyetçiliğin zaferi ile refah devletinin ortaya çıktığını ifade etti. Refah devletinin bir sosyal ve iktisadi haklar politikası yürüttüğünü öne çıkaran Moyn, bu dönemde sivil toplumun sendikalar ve sosyalist partilerden ibaret olduğunu ve aslında bugün anladığımız anlamda bir insan hakları hareketinin bulunmadığını açıklayarak konuşmasına devam etti. İnsan hakları hareketlerinin neoliberal dönemde daha belirgin hale geldiğini aktaran Moyn, aktivizm olarak benimsenen değerlerin neoliberalizm ile ilişkisinin incelenmesi gerektiğini söyledi. İnsan hakları hareketinin bugün yoğunlukla statü eşitsizlikleri ve temel haklara odaklandığını vurgulayan konuşmacı, sosyal ve iktisadi hakların unutulmaya yüz tuttuğuna dikkat çekti.

Son olarak, insan hakları kavramının doğuşundan beri bir kriz içerisinde olduğunu belirten konuşmacı, günümüzde var olan açmazların da aslında neoliberalizm ile ilişkili olduğunu ifade etti. Samuel Moyn sözlerini, insan hakları alanında yürütülen faaliyet ve tartışmaların daha eşitlikçi fikirlerle yan yana gelmesinin önemini vurgulayarak tamamladı.

Sivil toplumda temel yaklaşımlara bakış: Hizmet ve savunuculuk
24 Mart Çarşamba
18.00-20.00
Mahmut Can İsal - Hayata Destek Derneği
Elmas Arus - Sıfır Ayrımcılık Derneği
Hakan Ataman - Moderatör

Hakan Ataman’ın moderatörlüğünü üstlendiği, Hayata Destek Derneği’nden Mahmut Can İsal ve Sıfır Ayrımcılık Derneği’nden Elmas Arus’un katılımlarıyla düzenlenen panelde üç temel nokta üzerinde duruldu. Bu noktalardan ilki, sivil toplumun dünya ve Türkiye tarihindeki temel kavramlarından olan hak ve hizmet temelli savunuculuğun içeriğine açıklık kazandırmaktı. Ardından bu kavramların birlikteliği doğrultusunda yeni bir sivil toplum algısının yaratılıp yaratılmayacağı üzerinde duruldu. Katılımcılar bu noktada sivil toplum alanında gerçekleşebilecek muhtemel dönüşümlerin imkân ve sınırları üzerine konuştu. Panelin ikinci kısmında ise hem hak temelli savunuculuk hem de hizmet temelli faaliyet yürüten sivil toplum örgütlerinin, politika yapma süreçleri ve işleyişlerine dair farklılıklar ortaya kondu. Katılımcılar tartışmanın son noktasında ise pandemi sürecinde toplumun dezavantajlı gruplarının barınma, eğitim, sağlık gibi haklara erişimlerini içeren değerlendirmelerde bulundu.

Elmas Arus konuşmasına pandemi süreci ile beraber toplumdaki kırılgan grupların yaşadıkları ekonomik ve sosyal sorunların derinleştiğini belirterek başladı. Dezavantajlı grupların içinde bulundukları süreçte, asgari ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacak seviyede olmaları dolayısıyla hizmet temelli savunuculuğun daha da önem kazandığını vurguladı. Arus, faaliyet yürüttüğü Sıfır Ayrımcılık Derneği’nden edindiği saha tecrübeleri doğrultusunda, hizmet temelli savunuculuğun ancak hak perspektifi ile birleştiğinde etkin bir sonuç doğurabileceğini aktardı. Savunuculuğun, kırılgan grupların ihtiyaçları doğrultusunda yürütüldüğünde daha yüksek pratik fayda sağlayacağını vurgulayan Arus, dezavantajlı kişilerin süreçlerde aktif rol almasının da katılımcılığa olumlu yönde etkide bulunacağını belirtti.

Mahmut Can İsal, insani yardım alanında faaliyet yürüten Hayata Destek Derneği’nde hak ve hizmet temelli savunuculuk nosyonlarını birlikte ele aldıklarını belirterek sözlerine başladı. Derneğin, afet nitelendirilmesini iki ayrı durum için kullandıklarını belirten İsal, insan eliyle meydana gelen savaşların da bir afet durumuna işaret ettiğini vurgulayarak bu durumda mültecilerin yüz yüze kaldıkları sorunlarda, çıkış noktalarının elbette ki temel hakların savunuculuğu olduğunu aktardı. Hayata Destek Derneği’nin, süreç içerisinde resmi verilere erişimde yaşadığı zorlukları, proje bazlı çalışmanın ve sabit bir bütçeden yoksunluğun diğer sivil toplum örgütlerinde olduğu gibi kendi savunuculuk faaliyetleri önünde de engel yarattığını belirtti. Ayrıca, İsal, savunuculuk politikalarının oluşturulması sürecinde ihtiyaç ve sonuç odaklı bir işleyiş benimsediklerini iletti.

Pandemi dönemi ile gelişen zor koşullarda faaliyetlerini yürütmek için yerel yönetimler ve kamu işbirliği ile çalışmanın daha etkin sonuçlar doğuracağını aktaran konuşmacılar, sözlerini hak ve hizmet temelli savunuculuğun birlikteliğini vurgulayarak sonlandırdı.

Sivil toplumun manevra alanları: Görevler, sorumluluklar ve sınırlar
7 Nisan Çarşamba
18.00-20.00
Metin Bakkalcı - Türkiye İnsan Hakları Vakfı
Goran Miletić - Civil Rights Defenders
Feray Salman - İnsan Hakları Ortak Platformu
Ahmet İnsel - Moderatör

Moderatörlüğünü Ahmet İnsel’in yaptığı Sivil toplumun manevra alanları: Görevler, sorumluluklar ve sınırlar başlıklı panelde Goran Miletić, Metin Bakkalcı ve Feray Salman ile sivil toplumun sivil toplumun dünden bugüne sınırlarını, görevlerini ve sorumluluklarını tartıştık.

Ahmet İnsel konuklara sivil toplumun geliştiği, duraksadığı alanlar, sivil toplumun sorumlulukları ve sınırları, fon veren kuruluşlarla ilişkiler ve sivil toplum alanında çelişki yaratan sivil ve siyasal alan ayrımına dair sorular yöneltti.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Dr. Metin Bakkalcı konuşmasına sivil toplumun Türkiye’de ve dünyada karşılaştığı eşik noktalarını aktararak başladı. Bakkalcı, Türkiye’de sivil toplumun ilk eşiğinin 1980 darbesi olduğunu belirtti. TİHV’in de darbe sonrasında işkenceye uğrayan insanların sosyal ve tibbi onarım süreçlerinde inisiyatif alan bir ağ olarak ortaya çıktığını ve 1990 yılında bir vakıf olarak kurumsallaştığını vurguladı. İşkenceye tıbbileştirmeden bütüncül olarak yaklaştıklarını aktaran Bakkalcı, kurumsal yapılarını bir gün işkencenin önlenmesi ve bu kuruma ihtiyaç kalmaması adına güçlendirdiklerini söyledi. İnsan haklarına dayalı evrensel değerleri benimsediklerini söyleyen Bakkalcı 2000 ve 2004 yılları arasında devletle bir müzakere imkânı olduğunu fakat 2004 senesinden sonra Türkiye’de ve dünyada insan hakları çalışmalarının olumsuz yönde etkilenmeye başladığını söyledi. Bakkalcı, 2015 yılında yeniden başlayan çatışma ortamı, 2016 senesinden sonra kalıcılaşan OHAL uygulamaları ve yaygınlaşan militarizm ve şiddet dolayısıyla kişilerin hak taşıyıcı özne olmaktan çıkarıldığı ve hak ihlalinin kural haline geldiği bir dönemde bulunduğumuzu belirtti. Bakkalcı bu dönemi hak temelli bir rejim fikrinin terk edilmesi ile ilişkilendirdi. Sivil toplum öyküsüne damga vuran paradoksun ihlalci olan devletin aynı zamanda koruyucu olması olduğunu belirten Bakkalcı, bir ihlalcinin koruyucuya dönüşme sürecinde toplumun etkin katılımı ve aktif izleme sorumluluğunu vurguladı. Bakkalcı, bütün sivil alan kısıtlanmış olsa bile sivil toplumun dönüştürücülük sorumluluğunu üstlenerek kamusal alanı kurması gerektiğini aktardı.

Civil Rights Defender Batı Balkanlar Programı direktörü Goran Miletić Balkanlarda yaşanan savaş ile birlikte insan hakları ihlallerinin tüm Avrupa’da görünür hale geldiğini aktardı. Hak ihlallerini dair kanıt toplayabilir ve sunabilir hale gelen sivil toplumun bu yıllarda güçlendiği aktaran Miletić günümüzde popülizmin sivil toplumun önünde bir engel olduğunu vurguladı. Miletić, popülizmin olguları kötüye kullanmasının, çarpıtmasının ve gerçeklerle alakası olmayan söylemlerin dolaşıma sokmasının sivil topluma zarar verdiğini vurguladı. Buna paralel olarak geçmişle karşılaştırıldığında sağ söylemin görece güçlendiği aktaran Miletiç, dijitalleşmeyi sivil toplumu devletlerden daha güçlü kılabilecek bir gelişme alanı olarak işaret etti. Miletić günümüzde sivil toplumun kendini var olan koşullara uygun olarak değiştirmesinin, uyarlamasının ve devletleri etkilemenin yeni yollarını bulmasının önemini aktardı. Fon kuruluşları ile ilişkiler konusunda ise Miletić hem fon kuruluşlarının ve de insan hakları örgütlerinin sınırlılıklarını vurguladı. Yeterli fon var mı sorusunun her iki kuruluş açısından da bir soru olduğunu vurgulayan Miletić öncelikleri oluşturmanın, öncelikleri anlamlandırmanın ve bağışçı kurumlar ile sivil toplum örgütlerinin yakın ilişkide olmasının önemini anlattı.

İnsan Hakları Ortak Platformu (İHOP) koordinatörü Feray Salman, İHOP’un Türkiye’de insan hakları ve özgürlüklerinin geliştirilmesi ve hukukun üstünlüğünün sağlanması idealiyle güçlerini birleştiren kurumların platformu olarak kurulduğunu belirtti. Salman, 2005 senesinin Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne aday ülke olması açısından kritik olduğunu vurgularken, İHOP’un bu sürece kolektif müdahale aracı olarak yaratıldığını aktardı. Kolektif müdahalenin amacının AB müktesebatına göre hazırlanan demokratikleşme paketlerinin herkes tarafından yaşanabilir olması olduğunu söyleyen Salman, son yıllarda sokağa çıkma yasakları, OHAL uygulamaları ve sivil toplum kuruluşlarının kapatılması dolayısıyla sivil toplumun bir otoriterleşme süreciyle karşı karşıya olduğunu vurguladı. Salman, hak temelli örgütlerin en temel göreninin değiştirmek ve dönüştürmek olduğunu belirtti. Avrupa Birliği yapısal dönüşüm fonlarının büyük bir kısmının kamu kuruluşlarına gittiğini belirten Salman, alt hibe yoluyla erişilen bu fonları alan kuruluşların onay verilmediği sürece sorunları kamusal alana taşıyamamasının büyük bir problem olduğunu anlattı. Bu süreçte bir etki analizi yapılmadığı için sivil toplum örgütlerinin de dönüşümünün izlenemediği belirtildi. Bununla birlikte sivil toplum örgütlerinin dernekler yasası ile kısıtlandığını belirten Salman, bu yasanın hak temelli örgütleri yabancı fonlara zorunlu bıraktığını anlattı.

Sivil toplumu yeniden düşünmek: Kimlikler, değerler ve toplumsal fayda
21 Nisan Çarşamba
18.00-20.00
Emrah Gürsel - the Kreuzberg Initiative against Anti-Semitism (KIgA)
Yıldız Tar - KaosGL
Işık Tüzün - Eğitim Reformu Girişimi
Ferhat Kentel - Akademisyen
Ayşe Köse Badur - Moderatör

Sivil toplum alanındaki güncel meseleleri tartışmak üzere düzenlenen panel serisinin bu etkinliğinde “kimlikler, değerler ve toplumsal fayda” başlıkları üzerinde duruldu. Panel the Kreuzberg Initiative against Anti-Semitism (KIgA)’den Emrah Gürsel, KaosGL’den Yıldız Tar, Eğitim Reformu Girişimi’nden Işık Tüzün ve akademisyen Ferhat Kentel’in katılımı ile gerçekleşti. Sivil toplumu güçlendirmeyi konu alan panelin moderatörlüğünü Ayşe Köse Badur üstlendi.

Ferhat Kentel konuşmasına sivil toplum kavramının önemini vurgulayarak başladı. Ayrıca, bu kavramın içeriğinin de toplumsal ve politik dinamiklere göre farklılık gösterdiğinin altını çizdi. Kentel, sivil toplumun, 1980 Askeri Darbesi’nden itibaren sol örgütlerde ve diğer dayanışma ağlarında mücadele yürütenlerin ortak bir platformuna dönüştüğünü belirtti. Konuşmacı, günümüzde bu alanın ulusal sınırların ötesine çıkarak artık birçok ülke özelinde de benzer mücadele alanlarına işaret ettiğini ifade etti.

Yıldız Tar konuşmasında öncelikle LGBTİ+ hareketinin tam anlamıyla sivil toplum alanı altında değerlendirilemeyeceğini aktardı. 1980 darbesinin sol örgütler üzerindeki etkisinin LGBTİ+lar için de benzer politik anlamlarla geçerli olduğunu dile getiren Tar, bu topluluktaki kişilerin maruz bırakıldıkları şiddetin, hukukun aleyhlerine bir araç olarak kullanılmasının ve kamusal alanın dışına itilmeye çalışılmalarının kaynağını askeri darbe ile açıkladı. Devletin özellikle 2015 senesinden beri LGBTİ+lara yönelik şiddetinin ve baskılarının arttırdığını ifade eden Yıldız Tar, bununla birlikte hedeflenin esasında hareketin 1980’lerin dahi gerisine çekilmek istendiğini belirtti. Dolayısıyla bugün var olan mücadelenin, sivil toplum alanına sığamayacağını aktardı. Emrah Gürsel, konuşmasına Almanya’da sivil toplum alanına dair mevcut gelişmeleri aktararak başladı. Almanya’da faaliyet yürüten sivil toplum örgütlerinin çoğunluğunun gündeminde öncelikli olarak yükselen aşırı sağ ve beraberinde göçmenlere karşı işlenen nefret suçları olduğunu aktaran Gürsel, buna rağmen sivil toplum kuruluşlarının faaliyet yürütme imkanlarını Türkiye’ye kıyasla oldukça geniş olduğunu belirtti.

Işık Tüzün, eğitimdeki fırsat eşitliğini sağlaması noktasında devletin pozitif yükümlülüğünü vurgulayarak konuşmasına başladı. Eğitim alanında daha katılımcı, saydam ve demokratik politika yapım süreçlerinin teşvik edilmesinde sivil toplumun sorumluluk yüklenmesini önemini aktardı. Türkiye’de eğitim alanında faaliyet yürüten çok fazla sivil toplum kuruluşu olduğunu belirten Tüzün, bu yapılanmaların devletin konumuna ve yapılabileceklerine dair de çeşitlilik içinde olduğunu açıkladı. Konuşmacı, Türkiye’de eğitim alanında faaliyet yürüten kuruluşların yaşadığı gerçek verilere ulaşma ve bunların düzenli aktarımı gibi sorunların sivil toplumun gelişimine olumsuz etki ettiğini belirtti.

Konuşmacılar, sunumlarının ardından sahada kendilerini en çok zorlayan deneyimleri aktardılar. Ortak olarak, dünyanın genelinde artan faşist eğilimlerin sivil toplum faaliyetlerinin yürütülmesinde büyük zarar oluşturduğunu dile getirilmekle beraber, bu noktada kuruluşların belirtilen küresel sorunlar hakkında uluslararası işbirliği ve koalisyonunun önemi açıklandı.

Sivil Alanın Yeniden İnşası: Değişen yüzler
26 Mayıs Çarşamba
18.30-20.30
Bertha Tobias - Aktivist
Leonid Drabkin - OVD-info
Furkan Dabanıyastı - Boğaziçi Üniversitesi mezunu
Philip Gamaghelyan - Akademisyen
Ali Bayramoğlu - Moderatör

Sivil toplum ekran başlıyor panel serisinin dördüncü etkinliği aktivist Bertha Tobias, OVD- info’dan Leonid Drabkin, akademisyen Philip Gamaghelyan ve Boğaziçi Üniversitesi mezunu Furban Dabanıyastı’nın katılımlarıyla düzenlendi. Sivil Alanın İnşası: Değişen Yüzler panelinin moderatörlüğünü Ali Bayramoğlu üstlendi.

Panelistler, kendi ülkelerinde parçası oldukları toplumsal hareketlerin protesto süreçlerini ve bunların geleneksel sivil toplum yöntemleri ile olan farklarını aktararak konuşmalarına başladı. Bertha Tobias, Namibya’daki “Shut It All Down” protestolarının ülkede bulunan gençlerin kurumlara duyduğu güvenin azalması ile başladığını belirtti. Bu toplumsal muhalefetin unsurlarının genellikle karar alma mekanizmalarında bulunmayan, marjinalize edilmiş ve geleneksel kalıplara sığmayan kişilerden oluştuğunu aktardı. Konuşmacı, söz konusu protestoların farkının herhangi bir sponsora dayanmamasından kaynaklandığını vurguladı. Leonid Drabkin, ülkesindeki tüm prostesto ve örgütlenme sürecinin bir sosyal medya gönderisi ile başladığını belirtti. OVD-info’nun büyümesi ve güvenilirlik kazanmasındaki en önemli faktörün ilkelerine duydukları bağlılık olarak ifade etti. Rusya’da toplamda 20.000 kişiden aldıkları düzenli bağışın esasında toplumsal bir geri bildirim olduğunu aktaran panelist, amaçlarının siyasi tutsaklar için savunuculuk faaliyeti olduğunu vurguladı. Furban Dabanıyastı, tabandan gelen hareketlerin en önemli özelliklerini çok mobil, reaksiyonel ve kolay örgütlenebilir olarak açıkladı. Philip Gamaghelyan, şiddet temelli olmayan toplumsal hareketlerin başarıya ulaşmalarının daha mümkün olduğunu aktardı.

Etkinliğin ikinci ekseninde konuşmacılar, sivil toplumun geleceği konusu üzerinde durdular. Bertha Tobias, sürdürülebilir aktivizm için faaliyetlerin belirli kalıplara hapsedilmemesi ve kurumlara indirgenmemesi gerektiğini ifade etti. Leonid Drabkin, sivil toplum alanında faaliyet yürüten kişilerin yıllardır süren çabası neticesinde bireysel olmayan, devlet kaynaklı problemlerin görünürleştiğini ve bunun büyük bir kazanım olduğunu aktardı. Furban Dabanıyastı, tartışmanın bu ekseninde, sivil toplum kuruluşlarının faaliyet yürüttükleri alanları ve deneyimleri toplumsal muhalefet hareketlerine aktarmalarının önemini vurguladı. Konuşmacı, tabandan gelen hareketlerin kendiliğindenliği ve sahip oldukları ivme dolayısıyla süreç içerisinde paydaşlık olgusunun efektif bir biçimde yer edinmesi için sivil toplumun araçlarına başvurabileceğini belirtti. Philip Gamaghelyan, sivil toplumun toplumsal mücadelelerin kurumsallaşması adına önemli bir yere oturduğunu ifade ederken sürmekte olan aktivizm için de pasifize edici etki yarattığını belirtti. Liberal demokrasinin popülaritesini kaybetmesi ile dünyada sivil topluma olan rağbetin azalacağını vurgulayan panelist gelişen sosyal medya kanalları sayesinde ise geleneksel metodlarda farklılaşma yaşanacağını açıkladı. Panel, tüm konuşmacıların sunumları ardından soruların yanıtlanması ile son buldu.

Toplumun gözünden sivil toplum: Algılar, yaklaşımlar ve dönüşümler
16 Haziran Çarşamba
18.30-20.30
Hacer Foggo - Derin Yoksulluk Ağı
İbrahim Betil - Sivil toplum gönüllüsü
Zeynep Meydanoğlu - Ashoka Türkiye
Bekir Ağırdır - Moderatör

‘Toplumun gözünden sivil toplum: Algılar, yaklaşımlar ve dönüşümler’ isimli online panel Derin Yoksulluk Ağı’ndan Hacer Foggo, Ashoka Türkiye’den Zeynep Meydanoğlu ve sivil toplum gönüllüsü İbrahim Betil’in katılımlarıyla düzenlendi. Toplumda mevcut olan sivil toplum algılarının tartışıldığı panelin moderatörlüğünü Bekir Ağırdır üstlendi.

Konuşmacılar sunumlarına sivil topluma dair olan genel yargıları ele alarak başladı. Hacer Foggo, Sulukule’nin kentsel dönüşüm deneyiminden yola çıkarak orada yaşayan kişilerin sivil toplum algısını aktardı. Sivil toplumda savunuculuk faaliyeti yürütmenin “hayırsever” olmaktan çok daha farklı, kolektif bir konuma işaret ettiğini belirten Foggo yönetenler karşısındaki tutumun da önemli bir ayrım noktası olduğunu belirtti. Zeynep Meydanoğlu, sivil toplumun oldukça kapsayıcı bir alan olduğunu ifade ederek konuşmasına başladı. Konuşmacı, toplumda var olan ve güçlenmeye devam eden uzlaşıdan uzak, nefret ikliminin sivil toplum faaliyetlerinin kalıcılaşmasının önünde bulunan önemli engellerden birisi olduğunu aktardı. İbrahim Betil, dünyada oldukça yüksek sayıda olan sivil toplum kuruluşu üyeliklerinin Türkiye’de oldukça sınırlı olduğunu dile getirdi. Betil, bunun en büyük sebeplerinden birisi olarak devletin bu alana yaptığı müdahaleleri gösterdi. Söz konusu müdahalelerin çoğulcu ve demokratik değeleri zedelediğini aktaran konuşmacı, bu sebeple kişilerin süreç içerisinde kurumlara duyduğu güveninin azaldığını belirtti.

Sivil toplum kuruluşlarına gençlerin katılımının tartışıldığı diğer kısımda konuşmacılar konu ile ilgili düşüncelerini dile getirdi. Hacer Foggo, gençlerin varlığını ve emeğini dışlayan, onları küstüren yapıların bu dönemde kalıcı olmayacağını vurgularken aynı zamanda sivil toplum alanında faaliyet yürüten genç kişilerin büyük emekler ortaya koyduğunu da belirtti. İbrahim Betil, mevcut kültürde ve yerleşmiş genel davranış kalıplarında gençlerin fikirlerinin görünmez kılındığını ve temsiliyetlerinin önüne geçildiğini aktardı. Zeynep Meydanoğlu, birçok sivil toplum kurumunda var olan hiyerarşinin esasında gençlerin ilgili yapılarda faaliyet yürütme isteğini düşürdüğünü belirtti. Bunun yanı sıra doğru liderlik ve yatay ilişkilenme biçimlerinde ise gençlerin oldukça katılımcı olduklarının altını çizdi.

Sivil toplum alanında yaşanan dönüşümlerin konuşulduğu üçüncü kısımda konuşmacılar deneyimleri üzerinden değişimleri aktardılar. Foggo, gelişen teknoloji ile önceden görünür olmayan hak ihlallerinin artık gündemde önemli bir yer edinmeye başladığını ifade etti. Benzer şekilde teknolojinin getirdiği avantajlara değinen Betil, verimlilik ve kaynaklara erişim noktasında yaşanan artışa vurgu yaptı. Meydanoğlu, teknolojinin iletişimin gücüne güç kattığını belirtirken amaca yönelik mobilizasyonların yeni nesil sivil toplum algısı ile yeşerdiğini aktardı. Katılımcılar panelin son kısmında sivil topluma hakim olan iletişim biçimlerini ve kendi geliştirici önerilerini sundular.

Sürdürülebilir sivil toplum: Kaynak dağılımı, filantropi ve bağışçı davranışları
18 Ağustos Çarşamba
18.30-20.30
Benjamin Bellegy - WINGS
Özen Pulat - Sabancı Vakfı
Rana Kotan - Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı (TÜSEV)
Sevda Kılıçalp - Moderatör

“Sürdürülebilir Sivil Toplum: Kaynak Dağılımı, Filantropi ve Bağışçı Davranışları” başlıklı panel, TÜSEV Genel Sekreteri Rana Kotan, Sabancı Vakfı Programlar Müdürü Özen Pulat ve WINGS Direktörü Benjamin Bellegy’nin katılımlarıyla, Avrupa Vakıflar Merkezi Politika ve İnkübasyon Yöneticisi Sevda Kılıçalp’ın moderatörlüğünde yapıldı.

Panelin ilk bölümünde, sivil toplum kuruluşlarına verilen destek biçimleri ve bu alandaki değişimler tartışıldı. Rana Kotan, kamunun sivil topluma destek yaklaşımında, paydaşlık ilkesinin eksikliğinin hissedildiğine değindi. Kaynakların aktarıldığı alanlara bağlı olarak gündemin değişebildiği bir bağlamda, hibelerin önemli bir gücü olduğunu ve katılımcı hibe modellerinin önem kazandığını ifade eden Kotan, yerel fonları harekete geçirmenin sürdürülebilirlik açısından büyük bir önem taşıdığının altını çizdi. Özen Pulat, uluslararası fonların belli alanlara yoğunlaşmasının bir denge kaybına yol açtığına ve bazı konulardaki çalışmaların kaynaklara erişiminin kısıtlı kaldığına dikkat çekti. Günümüzde sivil topluma verilen desteğin kaynak aktarımının ötesinde, bir yol arkadaşlığı yaklaşımıyla yürütülmesine ihtiyaç duyulduğunu dile getirdi. Benjamin Bellegy, sürdürülebilirlik için sivil toplum kuruluşlarının hali hazırda sahip oldukları kaynakları kullanmayı öğrenmelerinin de önemli olduğunu ifade etti.

Bireysel bağışçılık eğilimlerine odaklanan ikinci kısımda, Özen Pulat pandemi döneminde görünürlüğün arttığını ve bu sayede bireysel gönüllülük konusunda bir hareketlilik sağlandığını aktardı. Benjamin Bellegy, teknoloji sayesinde insanların artık daha hızlı harekete geçebilmesinin kazanımlarına değinirken, eşzamanlı ortaya çıkan sorunlara da işaret etti. Bağışların sosyal medyada daha geniş yankı uyandıran konulara yoğunlaşmasının, görünürlüğü daha az olan projelerin ihmal edilmesine yol açtığını dile getirdi. Rana Kotan, pandemi ve afetler döneminde bireysel bağışların artması konusunda kazanımlar olsa da, bunların tek seferlik yardımlardan ziyade düzenli ve devamlı kılınabilmesinin de önem taşıdığını vurguladı. Türkiye’de bağışçılık pratiklerinde sivil toplum aracılığıyla değil, doğrudan destek verme eğilimi görüldüğünden bahsetti. Sivil toplum kuruluşlarının desteği artırmak adına, bağış çağrısı üzerinden kurulan bir iletişimden ziyade, misyonu anlatmaya ve yaratılan etkiyi, kazanımları öne çıkarmaya odaklanmasının gerekliliğinin altına çizdi. Kurumsal şirketlerin sivil toplum alanına etkilerinin ve katkılarının tartışılmasıyla devam etti. Benjamin Bellegy, küresel ölçekte özel şirketlerin filantropi alanındaki varlıklarının artarak devam ettiğine değindi. Fakat iş dünyasına ait verim artırma yaklaşımlarının, sosyal değişim söz konusu olduğunda aynı etkiyi gösteremediğini ve sivil toplum aktörleriyle şirketler arasında daha fazla köprü kurulmasına ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Rana Kotan, çalışanların topluma katkı sunmak isteyen şirketlere yönelmesinin de süreci hızlandırdığından söz etti ve paydaş kapitalizme doğru bir dönüşümün işaretlerinin görüldüğünü aktardı. Özen Pulat, şirketlerle sivil toplum kuruluşları arasındaki hiyerarşik ilişkiyi paydaş bir zemine çekmenin önemine vurgu yaptı. İşbirlikçi bir yaklaşımla hareket edilebilmesi için her iki tarafın da birbirini anlaması ve esneklik gösterebilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Dijital dönüşümün sivil toplum alanına etkilerinin tartışıldığı son bölümde katılımcılar, teknolojinin bağışları kolaylaştırıcı olumlu etkisinin yanı sıra, bu gelişmelere paralel olarak ortaya çıkan bazı risklere de değindiler. Rana Kotan, mevzuat değişmediği sürece teknolojinin hızlandırıcı etkisinin tam potansiyeline kavuşamadığını belirtti. Öte yandan, teknoloji temelli gözetim, yapay zeka ve veri toplama ile ilgili güncel tartışmaların, sivil toplumu da yakından ilgilendirdiğinin altını çizerek, dijital dünyada demokrasinin korunabilmesi için politikalara ihtiyaç duyulduğuna değindi. Benjamin Bellegy, dijital dünyanın özel şirketlere ait bir alan olmasının sivil toplum için ne anlama geldiğinin de sorgulanması gerektiğini vurguladı ve sivil alanın özelleştiği bir geleceğin önemli riskler barındırdığını ifade etti. Özen Pulat, dijital dönüşüm sürecine entegrasyon konusundaki eşitsizliklere dikkat çekti. Kurumsal altyapı farklılıkları ve maddi yetersizlikler gibi sebeplerin yanı sıra, dijital dünyada engelli hakları alanı için ciddi bir erişilebilirlik sorunu olduğunu dile getirdi.

Sivil toplum 2.0: Değişimin dinamikleri
9 Kasım Salı
18.30-20.30
 
Dilek Ertükel - Sivil Düşün
Mouna Ben Garga - CIVICUS
Uygar Özesmi - Change.org
Yörük Kurtaran - Moderatör

Moderatörlüğünü Yörük Kurtaran’ın üstlendiği “Sivil toplum 2.0: Değişimin dinamikleri” başlıklı panel, Dilek Ertükel (Sivil Düşün), Mouna Ben Garga (CIVICUS) ve Uygar Özesmi’nin (change.org) katılımlarıyla yapıldı.

Panelin ilk bölümünde, sivil toplum alanında son dönemde dikkat çeken değişimler tartışıldı. Uygar Özesmi, teknolojinin sivil toplum faaliyetlerini kolaylaştıran etkisine değindi ve pandemi döneminde sosyal girişimlerin ticari hacminin büyük bir artış yakaladığını vurguladı. Öte yandan, gelişen ve yaygınlaşan gözetim ve profilleme teknolojilerinin de sivil toplum kuruluşları için sorunlar yaratmaya başladığının altını çizdi. Mouna Ben Garga, barışçıl gösteri ve toplanma özgürlüğü ve basın özgürlüğü gibi sivil haklara getirilen kısıtlamaların artığını aktardı ve sivil alandaki daralmanın küresel bir sorun haline geldiğini belirtti. İnsan haklarının hükümetler tarafından marjinal bir gündem haline getirildiğine dikkat çekti ve dijital alanda ortaya çıkan dezenformasyon gibi tehditlerin de sivil toplumun itibarını zedeleyici etkisini vurguladı. Dilek Ertükel Türkiye’de hak temelli çalışan yeni oluşumların çoğaldığına ve pandemi sürecinde işçi haklarıyla ilgili girişimlerin arttığına değindi.

Sivil toplumun kuruluşlarının iç işleyişlerindeki değişimlerin konuşulduğu ikinci bölümde, Yörük Kurtaran teknolojinin merkeze alındığı bu dönemde gençlerin sivil toplum kuruluşlarındaki görünürlüğünün arttığına ve geleneksel gerontokratik yapılanmaların değişmeye başladığına vurgu yaptı. Uygar Özesmi, çeşitlilik ve kapsayıcılık konularının önem kazandığını aktardı. Toksik çalışma ahlakının da değişmeye başladığını, artık çalışanların iyi halinin daha fazla önem kazandığını belirtti. Mauna Ben Garga, geleneksel yapılarda gençlerin katılımı hala eksik olsa da, artık katılımcılarla bağlantı kurma ve etkileşim sağlama konusunda asıl kapasitenin gençlerde olduğuna dikkat çekti. Öte yandan hesap verebilirlik yönündeki zayıflıkların, sivil toplum oluşumlarını saldırılması kolay bir hale getirerek çalışmaları baltaladığını ve bu konuya önem verilmesi gerektiğini vurguladı. Dilek Ertükel, kurumsallaşmanın öneminin herkesçe kavrandığını, fakat farklı modellerin geliştirilmesine ve yaygınlaşmasına da ihtiyaç duyulduğunu dile getirdi. Yeni neslin kendini mağdur olarak değil, hak ve sorumluluk sahibi bireyler olarak gördüğünü belirten Ertükel, bu etkinin eski liderleri de değişmeye teşvik ettiğini aktardı.

Panelin son bölümünde, Yörük Kurtaran örgütlenme halinin önemini dile getirdi. Dilek Ertükel sivil toplum çalışmalarının hala marjinal göründüğünü ve katılımı sürdürülebilir kılma konusunda eksiklikler olduğunu belirtti. İklim değişikliği gibi herkesi ilgilendiren konularda daha fazla bağlantı kurmanın ve iş birliğinin önemine vurgu yaptı. Mouna Ben Garga, sivil toplumun artık iş dünyasıyla ve sosyal girişimlerle çalışmaya daha açık bir hale geldiğini, fakat bu ittifaklar kurulurken de sivil toplumun hak temelli çalışan ve yurttaşları merkeze alan bakış açısının korunması gerektiğine vurgu yaptı. Uygar Özesmi, beyaz yakalı çalışanlar arasında da etik davranış konusundaki duyarlılığın arttığını ve bunun şirketlerle sivil toplum kuruluşlarının işbirliğini yaygınlaştıran bir unsur olduğunu aktardı.


Bu proje Avrupa Birliği tarafından desteklenmektedir.

Etkinliğin Ermenice simultane çevirisi Avrupa Birliği desteğiyle yürütülen
Türkiye-Ermenistan Normalleşme Süreci Destek Programı: 3. Evre kapsamında yapılacaktır.

Yale Üniversitesi'nde hukuk ve tarih profesörü olan Samuel Moyn, son olarak 2018 yılında 'Yeterli Değil: Eşitsiz Bir Dünyada İnsan Hakları' (Not Enough: Human Rights in an Unequal World) başlıklı kitabını yayınladı. Moyn’un aralarında 2010’da yayınladığı Son Ütopya: Tarihte İnsan Hakları’nın da (Koç Ünviersitesi Yayınları) bulunduğu Avrupa entelektüel düşünce tarihi ve insan hakları tarihini konu aldığı birçok farklı kitabı da bulunuyor. Araştırma alanları arasında uluslararası hukuk, insan hakları hukuku, savaş hukuku ve hukuk felsefesi bulunan Moyn, özellikle 20. yüzyılda Avrupa etik ve siyaset teorisi ile ilgileniyor.
Lisans derecesini Orta Doğu Teknik Üniversitesi İktisat bölümünden alan Nilgün Arısan Eralp Leicester Üniversitesi'nden Kalkınma Ekonomisi, London School of Economics'den ise Avrupa Birliği (AB) alanında yüksek lisans derecesi aldı. 1990 ile 1992 arasında Devlet Planlama Teşkilatı AB ile İlişkiler Genel Müdürlüğü'nde uzman olarak görev yaptı. Eralp 1997 ile 2000 yılları arasında Devlet Planlama Teşkilatı AB ile İlişkiler Genel Müdürlüğü'nde Politika ve Uyum Dairesi Başkanı olarak görev aldı. Bu görevden ayrıldıktan sonra 2009 yılına kadar Başbakanlık Avrupa Birliği Genel Sekreterliği'nde (ABGS) Ulusal Program Dairesi Başkanlığı görevini sürdürdü. Eralp, 2009 yılından bu yana TEPAV'da AB Enstitüsü (European Union Institute - EUI) Direktörü olarak çalışmaktadır.
4 yıldır sivil toplumda mülteci koruma, çocuk koruma ve benzeri alanlarda hukuki ve programatik danışmanlık veren İstanbul Barosu avukatlarından Av. Mahmut Can ISAL, 2 yıldan uzun bir süredir Hayata Destek Derneği Hukuk Sektör Yöneticisi pozisyonunda çalışıyor ve yaklaşık bir yıldır Başkent Üniversitesi Göç Araştırmaları Merkezi Danışma Kurulunda görev alıyor. Hayata Destek Derneğinde hukuk alanında danışmanlık, süpervizyon, kapasite geliştirme faaliyetlerinin yürütülmesine destek oluyor. Lisans derecesini İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesinden alan Av. Mahmut Can ISAL aynı üniversitede İnsan Hakları Hukuku alanında Yüksek Lisansına devam ediyor.
Elmas Arus, ön lisans eğitimini Trakya Üniversitesi Radyo-Televizyon bölümünde tamamlamıştır. Ardından İstanbul Üniversitesi Gazetecilik bölümünden lisans derecesini almıştır. Türkiye’nin 38 şehrinin 400 Roman mahallesinde Roman üst başlığı altında toplanan Rom, Dom, Lom ve Abdal gruplarının yaşamlarını anlatan ve ulusal ve uluslararası alanda birçok ödül almış Buçuk belgeselinin (2010) ve daha birçok belgeselin yönetmenidir. 2009 yılından beri kurucusu olduğu Sıfır Ayrımcılık Derneği’nin başkanlığını yapmakta ve birçok projenin koordinatörü olarak görev almaktadır. Derneğin 2017 yılında Roman gençleri için uygulamaya başladığı Başka Bir Siyaset Okulu’nun direktörüdür. Aynı zamanda Avrupa Konseyi ‘ROMACTED’ programının Türkiye Koordinatörüdür. Avrupa Komisyonu Komşuluk Politikası ve Genişleme Müzakereleri Genel Müdürlüğü (DG NEAR) ‘’Yerelde Örgütlenen Roman Aktivist Kadınlar Ödülü’’ ve Avrupa Konseyi’nin İsveçli diplomat Raoul Wallenberg adına 2014 yılından itibaren ilk defa vermeye başladığı “İnsani Yardım Ödülü”’ne ve ‘’Demokrasi Denetçileri Derneği Lider Kadınlar’’ ödülüne Romanların entegrasyonu ve toplumdaki konumlarının güçlendirilmesine yönelik yaptıkları katkılardan ötürü layık görülmüştür. Elmas Arus yönetmenliğe ve hak savunuculuğuna devam etmektedir.
Lisans derecesini Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nden aldı. Columbia Üniversitesi İnsan Hakları Çalışmaları Enstitüsü tarafından yürütülen İnsan Hakları Savunucuları Programı kapsamında Whitney M. Young, Jr. Memorial Fonu desteğiyle New York’ta bir süre insan hakları savunuculuğu üzerine çalıştı. Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesinin kurucu üyelerinden biri oldu. Türkiye’de çeşitli sivil toplum kuruluşlarında çalıştı. Yurttaşlık Derneği’ndeki deneyimin ardından, Ankara merkezli Sivil Toplum Geliştirme Merkezi tarafından yürütülen “Örgütlenme Özgürlüğü ve Katılım Hakkı Projesi” çalışmaktadır.
Dr. Metin Bakkalcı 1956 Eskişehir doğumludur. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra çeşitli sağlık kurumlarında çalışmıştır. 1996 - 2020 yılları arasında Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) İşkence Görenler için Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezlerinde proje koordinatörü, 2006 - 2020 yılları arasında TİHV Genel Sekreterlik görevini üstlenmiştir. 15 Kasım 2020 tarihinden itibaren ise TİHV başkanlığını üstlenmiştir. TİHV çalışmaları kapsamında işkence ve diğer ağır/ciddi insan hakları ihlallerinin önlenmesine yönelik Türkiye ve yurt dışında çok sayıda toplantı ve eğitimlerin planlaması ve gerçekleştirilmesine katkıda bulunmuştur. Birleşmiş Milletler (BM) tarafından tüm dünyada kullanılması önerilen ve Türkiye Devleti tarafından da adli muayenelerde standart olarak kabul edilen “BM İşkence ve Diğer Zalimane, Gayri İnsani veya Aşağılayıcı Muamele ve Cezanın Etkin Soruşturulması ve Belgelenmesi Kılavuzu (İstanbul Protokolü)’nun” hazırlanmasına katkıda bulunanlar arasında yer almıştır. 2016 yılından bugüne Uluslararası İşkence Görenler Konseyi’nde Konsey üyeliği görevini sürdürmektedir. Kendisi ayrıca 1992-1994 ve 1998 – 200 döneminde Türk Tabipleri Birliği Merkez Konsey üyeliği, 2000 – 2006 döneminde ise Türk Tabipleri Birliği İkinci Başkanlığı görevini üstlenmiştir.
Goran Miletić, Stockholm merkezli insan hakları örgütü Civil Rights Defenders'da Avrupa Direktörüdür. 2004 yılından bu yana, örgütün Batı Balkanlar'daki çabalarına öncülük ederek, işbirliği yaparak bölgedeki insan hakları örgütlerinin kapasitelerinin gelişmesine yardımcı oldu. Bu süre zarfında, özellikle Batı Balkanlar'da kapsayıcı ayrımcılık karşıtı mevzuatın kabul edilmesi için taslak hazırlamak ve lobi yapmakla uğraşmıştır. Avrupa Cinsel Yönelim Hukuku Komisyonu (ECSOL) ve Avrupa Konseyi bünyesindeki STK Hukuku Uzman Konseyi üyesidir. Kuruluşundan bu yana Heartefact Vakfı Yönetim Kurulu üyesidir.
1981 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümünden mezun oldu. 1981-1984 yılları arasında farklı özel kurumlarda mesleğini icra etti. 1984-1986 yıllarında İngiltere’de South Bank Polytehnic’de Town Economics bölümünün derslerine katıldı. 1987-2000 yılları arasında Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu’nda çalıştı. Bu süreç içinde 1996 yılında Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği’nin “Türkiye Demokrasi Kurultayı“ çalışma grubunda gönüllü olarak yer aldı ve TMMOB içindeki çalışmalarını sürdürdü. 1996 -2000 yılları arasında TMMOB, Türk Tabipleri Birliği ve IPS İletişim Vakfı’nın “alternatif bir iletişim ağı” oluşturulmasına yönelik çalışmalarında yer alarak Bianet’in kuruluşu sürecine katkıda bulundu. 1998-2004 yılları arasında İHD yönetim kurullarında yer aldı. 2005 yılından bu yana insan hakları örgütlerinin oluşturduğu İnsan Hakları Ortak Platformu’nun (İHOP) genel koordinatörlüğünü yürütüyor.
1955’te İstanbul’da doğdu. Paris 1 Panthéon-Sorbonne Üniversitesi’nden iktisat alanında lisans ve doktora derecesi aldı. Galatasaray ve Panthéon-Sorbonne üniversitelerinde ders verdi. Radikal ve Cumhuriyet gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. İletişim Yayınları ve Birikim dergisinde editörlük ve yazarlık, Açık Radyo'da program yapmaya devam ediyor.
Emrah Gürsel, farklı nefret türlerini ve antisemitizmi ele alan bir Avrupa ağını koordine etmektedir aynı zamanda bir Alman sivil toplum kuruluşu olan KIgA e.V.'de Uluslararası Ortaklıklar Direktörüdür. Almanya'ya taşınmadan önce Türkiye'deki sivil toplumun bir üyesiydi. 2014 yılında Karakutu Derneği'ni kurdu ve Ali İsmail Korkmaz Vakfı'nın yönetim kurulu üyeliği yaptı. Bilgi Üniversitesi Sivil Toplum Merkezi, Alman-Türk Gençlik Köprüsü, Hafıza Merkezi, TOG gibi kuruluşlarda çalıştı. 2005'ten beri üst düzey uluslararası etkinlikler düzenledi veya kolaylaştırıcı olarak yer aldı. Hafıza ve insan hakları konularında çeşitli yayınlar yaptı. İTÜ'de Endüstri Mühendisliği alanında lisans ve Marmara Üniversitesi'nde Kalkınma Ekonomisi alanında yüksek lisans derecesine sahiptir.
Gazeteci. ETHA ve Özgür Radyo’da muhabir, editör ve program sunucusu olarak çalıştı. Ceylan Yayınları’ndan çıkan "Yoldaş Ben İbneyim: Solun LGBT ile İmtihanı" kitabının yazarı. Kaos GL ve Pembe Hayat'ın çıkardığı "Dönmelere Doyamadık" ve “Translar Vardır” söyleşi kitaplarını hazırladı. Kaos GL Derneği’nin Medya Koordinatörü. Derneğin sözlü tarih çalışmasının koordinatörü ve “Patikalar: Resmî Tarihe Çentik” sözlü tarih kitabının yazarı. Derneğin yıllık Medya İzleme raporlarını hazırlıyor. KaosGL.org internet gazetesinde editörlük yapıyor.
Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden 2004 yılında mezun oldu. Yüksek lisansını Rotterdam Erasmus Üniversitesi Alternatif Kalkınma Politikaları ve Yoksulluk Çalışmaları alanlarında tamamladı. Bir süre Tarih Vakfı’nda araştırmacı olarak çalıştıktan sonra Haziran 2007’de ERG ekibine katıldı. 2013-2016 yılları arasında ERG’de Savunu ve Eğitim Programları Koordinatörü, Direktör Vekili ve son olarak Eğitim Gözlemevi Direktörü olarak görev yaptı. Çocuk hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, din ve inanç özgürlüğü gibi konularda çalışmalar yürüttü. 2013 yılında Marshall Memorial Fellow seçilen Tüzün 2015-2017 arasında, Demokratik Yurttaşlık ve İnsan Hakları Şartı’nın üye ülkelerde nasıl uygulandığını değerlendiren çalışmalara yön vermek için Avrupa Konseyi’nin bir araya getirdiği uzmanlar grubunda yer aldı. Ocak 2017-Ağustos 2019 döneminde bağımsız danışman olarak çalıştı. Ashoka Vakfı’nın Fark Yaratan Sınıflar Projesi’nde danışman, izleme ve değerlendirme sorumlusu olarak görev yaptı. Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği’nin Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin İzlenmesi Projesi’ne İstanbul Yerel Koordinatörü olarak destek sundu. BBOM (Başka Bir Eğitim Mümkün) Derneği’nin Katılımcı ve Barışçıl Sınıflar Projesi’nin izleme ve değerlendirme çalışmasını yürüten ekipte yer aldı. Eylül 2019’da yeniden ERG ekibine katıldı.
Ferhat Kentel 1981’de ODTÜ’de işletmecilik lisans eğitimini tamamladıktan sonra 1983’te Ankara Üniversitesi SBF’den yüksek lisans ve 1989’da Paris, Ecole des Hautes Etudes en Sciences Sociales (EHESS)’den sosyoloji doktora derecesi aldı. Marmara Üniversitesi Fransızca Kamu Yönetimi Bölümü’nde, İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde ve son olarak, kapatılan İstanbul Şehir Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalıştı. Türkiye’de ve yurtdışında çeşitli kitap ve dergilerde gündelik hayat ve duygu sosyolojisi alanlarında, yeni sosyal hareketler, din, İslâmi hareketler, aydınlar, etnik cemaatler üzerine makaleleri yayımlandı.
İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler mezunu olan Ayşe Köse Badur İstanbul Politikalar Merkezi’nde (İPM) Kentleşme ve Yerel Yönetişim koordinatörlüğü görevini yürütmektedir. Işık Üniversitesi’nde “Modern Türkiye Tarihi” üzerine ders veren Köse Badur Yüksek Lisans derecesini Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü’nden almış olup halen aynı bölümde “Geç Osmanlı Erken Cumhuriyet Dönemi”ni kapsayan doktora çalışmasına devam etmektedir. Daha önceden yayınlanmış kitap çalışmaları arasında Prof. Dr. E. Fuat Keyman ile 2019 yılında ortak olarak yayınladıkları “Kürt Sorunu Yerel Dinamikler ve Çatışma Çözümü” kitabı (Ayrıntı Yayınları) ile 2010 yılında kendisinin hazırladığı “68’in Kadınları” (Doğan Kitap) röportaj kitabı yer almaktadır. Ayrıca Toplumsal Tarih, Birikim, Müteferrika, Foreign Policy gibi yayınlarda modern Türkiye tarihi ve ‘68 hareketine dair çeşitli makale ve çevirileri yayınlanmıştır. Ayşe Köse Badur aynı zamanda bir Açık Radyo programcısıdır.
Bertha Tobias, stratejik sosyo-politik ilişkiler ve gençlik çalışmaları konusunda deneyime sahiptir. United World College Changshu’dan mezun olup şu anda Amerika’daki Mckenna College'da Uluslararası İlişkiler ve Ekonomi çift ana dalını devam etmektedir. Bertha, 2017'den beri #BeFree Elçisi olarak çalışmalar yürütüyor, Namibya ve çevresindeki ülkelerdekş kadınların siyasi katılım ve sosyal hakları alanında Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu'nda staj yapmaktadır. Bertha, üniversite topluluğunda Öğrenci Hükümeti Başkanı ve Kolej Yönetim Komitesi öğrenci temsilcisi olarak görev yürütmüştür. Son olarak, Namibya ülkesinde, sosyal medya üzerinden 11 milyon kişiye erişmiş #ShutItAllDown protestolarının ön saflarında yer aldı ve siyasi faaliyetlerde genç katılımının önemini vurguladı.
Leonid Drabkin 2018 yılında kitle fonlaması yöneticisi olarak örgütlenme özgürlüğü ve siyasi davalarla ilgilenen Moskova merkezli insan hakları örgütü OVD-Info’ya katıldı. Şu an kurumun genel koordinatörlüğünü yürütüyor.
Furkan Dabanıyastı Gaziantep’te doğdu, lisans eğitimini 2018 yılında Boğaziçi Üniversitesi Makina Mühendisliği bölümünde tamamladı. Öğrenci kulüplerinde edindiği deneyimlerle Boğaziçi Üniversitesi LGBTİ+ Kulübü’nün kuruluşunda rol aldı. Eğitimine Los Angeles’ta Dijital Medya ve Pazarlama alanında devam etti. Kültür, sanat ve eğlence sektöründe queer kreatiflerin görünürlüğüne yönelik projeler yürüttü. Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör atanmasına karşı verilen mücadelede mezun ve öğrenci oluşumlarına katıldı. Halen bilgi akışının, beyan sahipleri tarafından doğrudan kamuoyuna aktarılması hedefiyle 1 Şubat’ta kurulan #ResistBogazici insiyatifiyle online yayınlar yapıyor, alternatif medya kanallarında direnişin yansıması üzerine çalışıyorlar. Yaptıkları yayınlar dünyanın dört bir yanından Boğaziçi direniş ve dayanışması hakkında bilgi almak ve mücadeleye destek vermek isteyen binlerce kişi tarafından dinleniyor.
Doç. Dr. Philip Gamaghelyan San Diego Üniversitesi Joan B. Kroc Barış Çalışmaları bölümü öğretim üyesi olarak çatışma çözümleri, arabuluculuk, medya, program tasarımı, milliyetçilik, izleme ve değerlendirme alanlarında çalışıyor. Gamaghelyan, aynı zamanda bir çatışma çözümü uzmanı uzmanı, Imagine Center for Conflict Transformation yönetim kurulu üyesi ve Caucasus Edition: Journal of Conflict Transformation'ın yönetici editörüdür.
1956’da Gelibolu’da doğdu. Fransa’da, Grenoble Üniversitesi’nin Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden lisans, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden yüksek lisans ve doktora derecesi aldı. 1981-1999 arasında Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yaptı. Silahlı kuvvetlerin siyasi rolü, Kürt sorunu, İslami hareketler, demokrasi ve devlet sosyolojisi üzerine araştırmalar yürüttü ve kitaplar yazdı. 1990’dan itibaren, Yeni Yüzyıl, Star, Yeni Binyıl, Yeni Şafak ve Karar gazetelerinde yazdı. 1998-2001 arası HYD adına “İnsan Hakları ve Yeni Taktikler Projesi’nin koordinatörlüğü yaptı. 2008’de örgütlenen ‘Ermeni Kardeşlerimden Özür Diliyorum’ kampanyasının ilk çağrıcıları arasında yer aldı. Kürt sorununun barışçıl yollarla çözülmesi amacıyla 2013’te kurulan Akil Adamlar Komisyonu üyeliği kapsamında Marmara Bölgesi’nde çalışmalar yürüttü. 2009-2015 arasında Uluslararası Hrant Dink Ödülü Komitesi’nin başkanlığını yaptı.
Hacer Foggo, ağırlıklı olarak insan hakları konularına odaklanan çeşitli gazete ve dergilerde 15 yıl boyunca muhabir olarak çalıştı. 2003 yılından bu yana, kentsel dönüşüm projeleri nedeniyle Romanların yerlerinden edildiği Sulukule, Küçükbakkalköy, Kağıthane'de aktivist olarak mahallelinin yanında yer aldı, davalar açılmasını sağladı. 2012 yılında Türkiye’den 80’yakın Roman derneğinin katılımı ile Roman Hakları Forumu’nu (ROMFO) kurdu ve Romfo’nun Aile Bakanlığı’nın Roman Strateji Eylem Planı’nın yazımına ROMFO temsilcileri ile birlikte katkıda bulundu. Sosoyo ekonomik nedenlerle okula devam etmeyen, okul terk eden çocuklara yönelik 2016 yılında Çimenev Bilim ve Sanat Merkezi’ni kurdu. Merkez 2021 yılında Şişli Belediyesi İnönü Mahalle Evi’ne dönüştü. Pandemi döneminde 18 Mart 2020 tarihinde arkadaşlarıyla birlikte Derin Yoksulluk Dayanışma Ağı'nı kurarak temel ihtiyaçlara ulaşamayan 4 bine yakın aileye gıda, tablet vb. gönderilmesini sağladı. Ayrıca 2015 yılında Ashoka Fellowu ve 2021 yılında da Wow Dünya Kadınlar Festivali’nde Türkiye’den 10 lider kadından biri olarak seçildi. Kırmızı Püskül adında yayınlanmış bir inceleme kitabı var.
1944 yılında doğdu. Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun oldu. 1994 yılına kadar, Türkiye’de ve yurt dışında çeşitli sınai ve mali kuruluşların, ticari bankaların genel müdürlüğünü, yönetim kurulu başkanlığını yaptı, kuruculuğunu üstlendi. 1994 yılından sonra ülkede ve yurtdışında eğitim ve sivil toplum çalışmalarıyla ilgilenmekte ve yönetimlerinde bulunmaktadır. Halen çeşitli sivil toplum kuruluşlarında gönüllü olarak yönetim kurulu üyeliği/denetmenlik ve danışmanlık yapmakta, ayrıca çeşitli sanayi şirketlerinde yönetim kurulu üyeliği yapmaktadır.
Zeynep Meydanoğlu küresel bir sosyal girişimcilik ağı olan Ashoka’nın Türkiye Eş-Direktörü ve Küresel Toplumsal Cinsiyet Eşitliği alanı lideridir. Ashoka’ya katılmadan önce Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı (TÜSEV) gibi kurumlarda Türkiye’de sivil toplumun güçlenmesine ve KAMER ve Mor Çatı gibi kurumlardaki gönüllü çalışmalarıyla kadın hareketine katkıda bulundu. İlgi alanları arasında aksiyon-odaklı araştırmalar, sivil toplumu daha teşvik edici yasal ve mali altyapılar için savunuculuk faaliyetleri, yenilikçi filantropi ve hibe mekanizmaları, sivil toplum kuruluşlarının yönetimi, yeni örgütlenme modelleri ve sosyal girişimcilik yer almaktadır. Meydanoğlu, aynı zamanda Sivil Toplum için Destek Vakfı ve Greenpeace Akdeniz Yönetim Kurullarında görev yapmaktadır. İstanbul, Türkiye’de doğup büyümüş olan Meydanoğlu’nun, McGill Üniversitesi’nden Siyaset Bilimi ve Kültürel Çalışmalar dallarında lisans, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden İnsan Hakları Hukuku alanında yüksek lisans dereceleri bulunmaktadır.
1956’da Çal, Denizli’de doğdu. 1979 yılında ODTÜ İdari İlimler Fakültesi İşletme Bölümünden mezun oldu. 1979- 2003 yılları arasında çeşitli sanayi şirketlerinde yöneticilik yaptı. 2003–2005 yıllarında Tarih Vakfı’nda genel müdür olarak çalıştı. 2005 yılından beri KONDA Araştırma ve Danışmanlık Ltd. Şti. Genel Müdürlüğü ve Yönetim Kurulu Üyeliği görevini sürdürmektedir. Demokratik Cumhuriyet Programı kurucu üye, TESEV Yönetim Kurulu Üyesi, T24 Yazar ve Yorumcu. Hrant Dink Vakfı yönetim kurulu üyesidir.
WINGS'in direktörlüğünü yürüten Benjamin Bellegy daha önce yerel sivil toplumların güçlendirilmesi, sürdürülebilir kalkınma ve afet sonrası yeniden yapılanma gibi çeşitli alanlarda uluslararası programları yönetti. WINGS'e katılmadan önce Fondation de France'da uluslararası programları yürüten Bellegy, özellikle küresel güneyde hayırseverlik faaliyetlerinin gelişmesine katkıda bulundu. Monako Uluslararası İşbirliği Ajansı ve Etiyopya, Tunus ve Kanada'daki çeşitli sivil toplum kuruluşları için çalıştı. Ayrıca Kuzey ve Batı Afrika, Haiti, Filipinler ve Nepal gibi birçok farklı ülke ve bölge hakkında geniş bir saha bilgisine sahiptir. Lisansını Institut d'Etudes Politiques of Grenoble’de siyaset biliminde tamamlayan Bellegy yüksek lisans derecesini Grenoble Stendhal Üniversitesi'nden iletişim ve sivil toplum kuruluşları yönetimi programlarından almıştır.
Özen Pulat Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim Bölümü’nde lisans, Bilgi Üniversitesi Sosyal Projeler ve STK Yönetimi Bölümü’nde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Üniversite hayatı boyunca öğrenci kulüplerinde ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarında gönüllülük yaptı. Aynı yıllarda gençlik katılımı, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi konularda çok sayıda ulusal ve uluslararası projeye katıldı ve benzer projelerin yürütücülüğünü üstlendi. 9 yıldır Sabancı Vakfı’nda çalışan Özen Pulat, şu anda Programlar Müdürü olarak görev yapıyor. Başta hibe programları, Fark Yaratanlar programı ve uluslararası ilişkiler olmak üzere Vakfın sosyal değişim programlarından sorumlu.
Rana Kotan, finans ve sivil toplum alanında toplamda 20 yılı aşkın iş tecrübesine sahiptir. 1999 yılında Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden lisans derecesi ile mezun olan Kotan, ardından Yale Üniversitesi’nden MBA derecesini aldı. Profesyonel meslek hayatına Arthur Andersen’da denetim bölümünde başlayan Kotan, EFG İstanbul Menkul Değerler’de ve Sabancı Holding Strateji ve İş Geliştirme Grup Başkanlığı’nda müdür olarak görev yaptı. 2013 -2019 yılları arasında Sabancı Vakfı’nda Programlar ve Uluslararası İlişkiler Direktörü olarak çalıştı. Ocak 2020’den beri sivil toplumun daha güçlü, katılımcı ve itibarlı olması hedefiyle çalışan Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı’nda (TÜSEV) genel sekreteri olarak görev yapmaktadır. Rana Kotan, özel sektör tecrübesiyle sivil toplum bakış açısını birleştirmenin kıymetli olduğuna inanmakta ve sivil alanda çalışan aktörlerin güçlenmesi, farklı paydaşlar arasında köprü kurulması ve insan odaklı yaklaşımların kurumlarda yerleşmesi gibi konulara ilgi duymaktadır. Balkan Civil Society Development Network (BCSDN) yönetim kurulu üyesidir.
Sevda Kılıçalp, Brüksel’de yer alan Avrupa Vakıflar Merkezi Politika ve İnkübasyon Yöneticisidir. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında yöneticilik görevlerinin yanı sıra eğitmen, araştırmacı ve danışman rolleri ile sivil toplum, sosyal girişim ve sosyal yatırımın gelişmesi için uzun yıllar Türkiye'de çalışmıştır. Bologna Üniversitesi'nden Filantropi Çalışmaları ve Sosyal Girişimcilik yüksek lisans, İndiana Üniversitesi'nden Filantropi Çalışmaları ve STK Yönetimi doktora derecesi bulunmaktadır.
Dilek Ertükel, kariyeri boyunca demokrasi, iyi yönetişim, kadınların güçlendirilmesi ve insan haklarını desteklemek amacıyla bireyleri, kuruluşları ve kaynakları harekete geçirmeye çalıştı. Organizasyon geliştirme, stratejik iletişim ve savunuculuk konularında bir uzman olarak, Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri, Afganistan, Arnavutluk, Bangladeş, Brezilya, Bulgaristan, Etiyopya, Gürcistan, Makedonya ve Pakistan'daki sivil liderler ve örgütlerin çalışmalarına rehberlik etti. Ertükel şu anda, Avrupa Birliği’nin Türkiye’de gerçekleştirdiği Sivil Düşün Programı'na liderlik ediyor. Kariyeri süresince National Democractic Institute, Emily's List ve Amnesty International'de görev aldı; Oxfam, Swiss Agency for Development and Cooperation, United Nationals Development Programme ve National Endowment for Democracy'ye danışmanlık yaptı.
Mouna Ben Garga, insan hakları alanında aktivizm yürütmektedir. Garga, CIVICUS'ta inovasyon lideri olarak, sosyal hareketleri desteklemeye, gençlerin, kadınların ve LGBTİ+'ların sivil katılımını artırmaya ve insan hakları için teknolojilerin kullanımına odaklanan yeni sivil toplum oluşumlarını ve işbirliği modellerini geliştirmek için çalışmaktadır. Şu anda I4C adlı Afrika, Orta Asya, Doğu Asya, Latin Amerika ve Karayipler, Orta Doğu ve Kuzey Afrika, Pasifik ve Güney Asya’dan olmak üzere STK'ları, teknoloji uzmanlarını, sosyal girişimcileri ve özel sektörü bir araya getiren ve bu bölgelerdeki sivil alanı güçlendirmek amacıyla, örgütlenme ve ifade özgürlüklerine yönelik kısıtlamalara karşı mücadele veren çok paydaşlı bir ortaklığın başkanlığını da yürütmektedir.
Çevre Bilimci ve Ashoka Senior Fellow olan Dr. Uygar Özesmi, ekolojik ve sosyal adalet için türetim ekonomisi oluşturmak üzere Good4Trust.org Kurucusu ve Kışkırtıcısı. Türetim Ekonomisi Derneği’nin başkanlığını yürütüyor. Kadir Has Üniversitesi’nde Sürdürülebilir Enerji ayrıca Ekolojik Ekonomi, İstanbul Üniversitesi’nde ve Bilgi Üniversitesi’nde Sosyal Girişimcilik dersi veriyor. Fulbright Burslusu olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde Ohio State Üniversitesi’nde master, daha sonra MacArthur Burslusu olarak Minnesota Üniversitesi'nde doktora yaptı. Erciyes Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nü kurdu. 2001 yılında Türkiye’nin ilk kitle kaynak platformu olan KusBank.org ’u kurdu. 2002 yılında, BirdLife’ın Türkiye temsilcisi olan Doğa Derneği’nin kurucu başkanlığını yaptı. New York’ta Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nda Çevre Uzmanı, TEMA Vakfı Genel Müdürü, Greenpeace Akdeniz Genel Direktörü görevlerini yürüttü. 2012 yılında Türkiye’de Change.org’u kurdu ve halen Genel Direktörü. Sivil Toplum Geliştirme Merkezi’nin (STGM) kurucu üyelerinden olan Dr. Özesmi, Sivil Katılım için Dünya Birliği (CIVICUS) yönetim kurulunda 2 dönem görev aldı. Ashoka Vakfi ve ENİVA Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi. Kendisinin 100’den fazla bilimsel yayını, sayısız popüler makalesi, bir kitabı ve Açık Radyo’da her gün yayınlanan bir programı vardır.
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV), Willows Foundation ve TÜSİAD’da çalıştı. Toplum Gönüllüleri Vakfı’nın Genel Müdürlüğünü yaptı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sivil Toplum Çalışmaları Merkezi’nde Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundu. Bugüne kadar sivil toplum, gençlik politikaları, sivil toplum teorisi ve video oyunları tarihi üzerine lisans ve yüksek lisans dersleri verdi, gençlerle ve gençlik politikalarıyla ilgili araştırmaları ve kitapları yayınladı ve sivil toplum ile ilgili çeşitli tez danışmanlıkları yaptı. Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV), Anadolu Kültür ve Ali İsmail Korkmaz Vakfı Yönetim Kurulu üyeliklerinde bulundu. STK’lara hibe desteği sağlamak ve Türkiye’de bağışçılık kültürünün gelişmesine katkı sağlamak için kurulan Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın ve Londra merkezli Turkey Mozaik Foundation'ın kurucularındandır.