
Diyarbakır Barosu 1927 yılında Diyarbakır’da kuruldu; özellikle son 30 yılda, bölgenin en önemli sivil toplum kuruluşlarından biri olarak öne çıktı.
1988 ve 2002 yılları arasında yaşanan köy boşaltma ve yakma, işkence, faili meçhul cinayet ve zorla kaybetme vakalarına ilişkin bilgilerin toparlanıp bir veritabanına aktarılmasına, güvenlik güçlerinin uyguladığı şiddet karşısında mağdur ailelerin ve bu tür dosyalar üzerinde çalışan avukatların desteklenmesine yönelik çalışmalar yürüttü. İhlallerin birçoğunda faillerin ve sorumluların cezasız kaldığına dikkat çekerek bu alanda bir farkındalık yarattı. Kürtlerin temel taleplerinin yerine getirilmesine dönük öneriler hazırladı, projeler geliştirdi. Özellikle bölgede yaşanan hak ihlallerine karşı yürütülen mücadelede hukuksal çerçevenin önemini vurguladı; anadilinde eğitim ve benzer hakların anayasal düzenlemelerle güvence altına alınması gerektiğini savundu.
90’lı yıllarda, faili meçhul cinayetler ve gözaltında kayıplar gibi, yaşam hakkı ihlali oluşturan binlerce suçun aydınlatılması için yoğun çaba sarfetti; davaları üstlenip takip etti. Bölgede yaşayan hemen herkes tarafından bilinse de yalnızca küçük bir kısmı dava konusu olan bu suçları hem yurtiçinde, hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde gündeme getirdi; AİHM davalarının kazanılmasında çok önemli rol oynadı. Sadece Diyarbakır’da değil, bölgede ve ülke genelinde süren insan hakları ihlalleri ve ifade özgürlüğü davalarında da taraf oldu.
Kürt sorunundaki çözümsüzlüğün hukukî sorunları derinleştirdiğine vurgu yaparak, barış sürecine Diyarbakır’daki diğer sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte her türlü desteği vermeye hazır olduğunu bildirdi.
Üyeleri, insan hakları ihlallerinin sorumlularının yargılanması için pek çok dosyayı yargı önüne çıkarmaya çalışırken gözaltına alındı, bombalı saldırıların hedefi oldu, işkence gördü, tehdit edildi, öldürüldü ama cezasızlığa karşı mücadele etmekten yılmadı.
Baro Başkanı Tahir Elçi, kurumu temsilen, 28 Kasım 2015’te, Sur ilçesindeki tarihî Dört Ayaklı Minare’nin önünde, kültürel varlıkların korunması talebiyle yaptığı basın açıklamasında “Zihinlerimizde Diyarbakır ismiyle en çok anılan dört ayaklı minareyi ne yazık ki iki gün önce ayağından vurdular. Kadim bölgede insanların ortak mekânında silah, çatışma, operasyon istemiyoruz” dedi ve açıklamanın ardından çıkan çatışma sırasında başından vurularak öldürüldü.
Tarafsızlığı, insan hakları konusundaki duyarlılığı, kim tarafından ve hangi nedenle kullanılırsa kullanılsın her türlü şiddet yöntemine karşı duruşuyla, bölgede bir rol modeli oluşturuyor. Her fırsatta hukukun üstünlüğüne vurgu yapıyor, tarafsızlık ilkesinin korunmasını talep ediyor. İnsan hakları ihlallerinin etkili bir şekilde soruşturulması için çabalıyor, davaların zaman aşımına uğramaması ve suçların cezasız kalmaması için kararlılıkla mücadele ediyor.

Değerli dostlar,
Hrant Dink Vakfı tarafından her yıl, özgürlüğün ve adaletin tesisi için çalışan, insan hakları mücadelesi yürüten ve barışın hâkim olduğu bir dünya için gayret gösteren kişi veya kurumlara verilen Uluslararası Hrant Dink Ödülü’ne bu yıl Diyarbakır Barosunu layık gören jüriye Diyarbakır Barosu adına teşekkür ederim.
Diyarbakır Barosu kuruluşundan bu yana her türlü iktidar odağının dışında kalarak, evrensel insan hakları ilkeleri doğrultusunda hak ve hukuk mücadelesini yılmadan sürdüren, barışın hâkim kılınması için çabalayan, bu uğurda en değerli üyelerini kaybetmiş bir hukuk kurumu ve sivil toplum kuruluşudur. Mazlumun yanında olmayı tarihsel bir zorunluluk olarak görmüştür. Onca baskıya, üyelerinin tutuklanmasına, işkence görmesine ve hatta hunharca katledilmesine varan ağır süreçler yaşamasına rağmen insan hakları mücadelesinde asla geri adım atmamıştır. Adaletin tecellisi için en doğruyu savunmuş ve ülkenin her yanındaki haksızlıklara uğrayan mağdurların yanında taraf olmuştur. Bütün siyasal mülahazalardan uzak, insanlığın en temel gereksinimi olan özgürlükten ve adaletten yana tutum almıştır. Geçmişinden aldığı güç ve Tahir Elçi’den devraldığı gurur dolu mirasla bugün yine mazlumların yanındadır ve yanında olmaya devam edecektir.
Adalet, hukuk, barış, kardeşlik ve özgürlük mücadelesine tüm yaşamını adamış ve bu uğurda canını vermiş sevgili Baro Başkanımız Tahir Elçi’yi bir kez daha sevgi, saygı ve minnetle anıyorum. Anne, baba, eş ve çocuklarının gözleri önünde zorla alınıp işkence tezgâhlarından geçirilen veya öldürülerek cesetleri tenha yerlere atılan insanların faillerini bulmaya adanmış bir hayattır Tahir Elçi’ninki. Tahir Elçi, bu mücadelede asla korkmayan, son nefesine kadar barışı dilinden düşürmeyen, halkların barış içinde özgürce bir arada yaşaması hayaliyle güç bulan bir entelektüel ve yılmaz bir insan hakları savunucusuydu.
Mazlumların tarihi, insanlık mücadelesinin tarihidir. Bu tarih, insanlık için mücadele edip hiçbirimizin unutmadığı ve minnetle andığı insanların tarihidir aynı zamanda. İşte, insanlık tarihine mal olmuş iki kahraman, iki hak savunucusu, Hrant Dink ve Tahir Elçi, uzak ve yakın geçmişte ortak yıkımı yaşamış ve mazlum iki kardeş halkın evladı olmalarının yanı sıra, tüm mazlumların yanında yer alarak insanlığın onuru olmayı hak etmişlerdir. Tahir Elçi ve Hrant Dink, halkların belleğinde, ucuz ve ayrıştırıcı söylem ve tavır takınan siyaset odaklarına rağmen Türkiye’deki hakların demokratik bir düzende yaşaması için çabalayan ve hak ve adalet dışında hiçbir ölçü kabul etmeyen entelektüeller olarak yer edinmişlerdir. Onların ölüm emirlerini verenler güçlü miraslarının kaybolacağını ve onları takip etmeyeceğimizi sanarak yanılmışlardır.
Bir buçuk yıldır Şırnak, Sur, Silvan, Cizre, İdil, Yüksekova ve Nusaybin’de yaşanan çatışmalı süreçte başta yaşam hakkı olmak üzere tüm temel hak ve özgürlükler ciddi bir şekilde ihlal edilmiştir. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında, tüm Türkiye’de OHAL ilan edilmiş, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi askıya alınmış ve yasama organı devre dışı bırakılarak, ülke kanun hükmünde kararnamelerle yönetilmeye başlanmıştır. Toplumun her kesiminde ciddi bir korku ve endişe hâkim olmuş, hukuk ve kişi güvenliği büyük bir yara almıştır.
Diyarbakır Barosu olarak bir kez daha belirtmek isteriz ki, Türkiye’nin sorunları ancak toplumun tüm kesimlerinin bir araya geldiği, demokrasi etrafında ortaklaştığı bir zeminde, hukuk içinde çözülebilir.
Gelinen noktada Tahir Elçi ve Hrant Dink’in bizlere bıraktığı mirası, korumak bir yana geliştirmek, bugün en temel görevimiz ve tarihsel sorumluluğumuzdur. Bunun tek yolu ise, barış istemek ve barışın tesisi için sesini yükseltmektir.
