
1957'de Tokat'ın Erbaa ilçesinde doğdu. İlkokul ve ortaokulu Erbaa'da, liseyi Robert Kolej'de okudu. ODTÜ İnşaat Mühendisliği'nden mezun oldu, liman mühendisi olarak çalıştı. 1987'de Antalya'ya yerleşti. ODTÜ Mezunları Derneği, Antalya Kadın Meclisi, Antalya Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi ve Antalya Çağdaş Eğitim ve Kültür Vakfı'nın kuruluşunda ve yönetiminde görev aldı.
2002'de emekli olunca Kazdağları eteklerindeki Nusratlı köyüne yerleşti. Nusratlı Köyü Kültür Turizm ve Dayanışma Derneği'nin kuruluşuna öncülük etti, kadınlarla kırsal kalkınma çalışmaları yürüttü.
2007'de Bahçedere köyünde başlatılan altın madeni arama sondajlarına karşı mücadeleyi örgütledi, proje iptal edildi. Aynı yıl kurulan Kazdağı Koruma Girişimi Grubu'nda, ardından 2012'de kurulan Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği'nde doğa koruma mücadelesine öncülük etti. 2017'de kurulan Ekoloji Birliği'nde eş sözcülük yaptı.
Alamos Gold'un yerli iştiraki Doğu Biga Madencilik'e karşı 2019'da başlatılan "Su ve Vicdan Nöbeti"nde, ardından çadırlı direnişte aktif rol aldı. Mücadele geniş kamuoyunun dikkatini çekti, doğaya verilen zararlar belgelendi, on binlerce kişi mitinglere katıldı. Şirketin ruhsatı yenilenmedi, şirket bölgeyi terk etti.
2021'de Glasgow'daki COP26 Halkların İklim Zirvesi'ne katıldı, dönüşünde İklim Adaleti Koalisyonu'nun kurulmasında görev aldı. COP31 Ötesinde Halkların İklim Zirvesi'nin örgütlenmesinde yer alıyor.
Başkanı olduğu dernek, yerel halkla birlikte yürüttüğü mücadeleyle, yüzü aşkın dava açarak, çevreye zararlı birçok enerji ve maden projesinin, çeşitli yasa ve yönetmeliklerin iptal edilmesini sağladı.
Mücadelesi onu ve derneğini iktidar ve sermaye odaklarının hedefi haline getirdi. Akçay Sulak Alanı'na 200 villa yapılmasını öngören projeyi engelledikleri gerekçesiyle, hakkında şirket tarafından suç duyurusunda bulunuldu. Ajanlık suçlamasıyla itibarsızlaştırma kampanyasına maruz kaldı. Yine Akçay Sulak Alanı'na yapılması planlanan OSB'ye karşı mücadelesi nedeniyle dernek kamu kurumlarının hedefi oldu. Ayvacık depreminde çocuklara bot yardımı yaparak tüzüğe aykırı davrandığı gerekçesiyle para cezasına çarptırıldı. Ancak açılan davalar sonucunda bazı cezalar indirildi, bazıları da iptal edildi.
2023'te Bayramiç'te "Ekofest" etkinliğinin yasaklanmasını protesto ettiği için hakkında soruşturma açıldı. Üç yıllık yargılama sonunda beraat etti.
2025'te Çanakkale'deki Su Zirvesi'nde altın madeni şirketlerinin sponsorluğunu protesto etti, "Suları yok eden, kirleten madenciler Su Zirvesi'ne sponsor olamaz" dedi. Dizinden ameliyat olalı henüz yirmi gün geçmişken, bastonuyla kollarından tutularak ve ağzı kapatılarak zirvedeki konuşmaların yapıldığı sahneden indirildi, salondan çıkarıldı.
Kadın Kurultayı'nın kurucularından ve teknik kolaylaştırıcılarındandır. Körfez Bağımsız Kadın Dayanışması ile Edremit Körfezi'ndeki kadın cinayetlerine ve şiddete karşı mücadele ediyor. EŞİTİZ'in parçası olarak pandemi döneminde çevrimiçi tematik buluşmalar örgütledi. 2020'de kurulan Eşitlik İçin Kadın Platformu EŞİK'in koordinasyonunda yer aldı ve hala gönüllüsü olarak faaliyetlerine devam ediyor.

Sevgili dostlar, merhaba.
Sevgili Rakel Dink'in beni arayıp, Uluslararası Hrant Dink Ödülü'nün bu yıl bana verildiğini ve bu bilgiyi bana bizzat kendisinin vermek istediğini söylediği telefon konuşması hayatımın en önemli, en heyecanlandığım anlarından biriydi. Yaşadığım sevinci ve hissettiğim gururu tarif etmek benim için gerçekten çok zor...
Öncelikle bu ödüle, bu onura layık görüldüğüm için Hrant Dink Vakfı'na ve sevgili jüri üyelerine çok teşekkür ediyorum.
Ve bu ödülün bana bir sorumluluk yüklediğini de biliyorum... Hepinizin huzurunda söz veriyorum: Ömrümün kalan süresinde bu ödüle layık olmaya çalışacağım ve Hrant Dink'in savunduğu ilke ve değerleri yaşatmaya; barıştan, adaletten, eşitlikten, insan onurundan, yaşamdan yana olmaya devam edeceğim.
Hepimiz biliyoruz ki insanın hayatında, kim olduğunu ve neye inanacağını belirleyen yalnızca kendi seçimleri olmuyor. Bizi biz yapan, hayatımıza dokunan insanlar var, onların bize öğrettikleri var... Yanımızda duranlar, itiraz edenler, cesaret verenler ve bazen de yalnızca varlıklarıyla bize başka bir dünyanın mümkün olduğunu gösterenler var. Bugün burada bu ödülü alırken aslında içimde onları da taşıyorum...
İzninizle burada bazılarını anmak, onlara teşekkür etmek istiyorum:
- Olanağı olmadığı için okuyamayan, çok güçlü bir zekaya ve hafızaya sahip, hayata hep olumlu bakan, evlatlarını, akrabalarını, komşularını hep koruyan, kollayan, tüm evlatlarını küçük yaşta yatılı okullara, bazılarını da yurt dışına gönderip, onları üzmemek için gözyaşlarını gizleyip kapı arkalarında ağlayan, pandemide kaybettiğim, yaylalara, dağlara, doğaya olan sevgimin kaynağı bir yörük kadını olan sevgili annem Hatice Doğan.
- Erbaa'nın Zilhor köyünde yoksul bir ailede babasız büyüyen, kardeşlerini Erzincan depreminde kaybeden, ilkokul sonrasında kendi çabaları ile Ladik Köy Enstitüsü'ne gitmeyi başaran, mezun olduğunda kendi köyünde öğretmenliğe başlayan, daha sonra farklı ortaokul ve liselerde öğretmenlik yaparak sayısız öğrenci yetiştiren, Milliyetçi Cephe iktidarı tarafından sürgün edilen ancak yılmayan, resim yapan, ud çalan, yazılar, kitaplar yazan, elimden tutup beni sınavlara götürüp Robert Kolej gibi prestijli bir okulda okumamı sağlayan, her daim beni düşünüp koruyup kolladığını bildiğim canım babam Hayri Doğan.
- Her zaman desteklerini hissettiğim, beni gözeten ve elleri her zaman üstümde olan canım ağabeyim Numan, diğer erkek kardeşlerim Tahir ve Bilge.
- Kendisinden çok şey öğrendiğim, sevgisi ile beni sarıp sarmalayan, gözümün nuru canım kızım Zeynep ve bana torun sevgisi yaşatan, benim gibi kırmızıyı çok seven sevgili torunum Toprak.
- Sadakat ve sevgisi ile 16 yıl birlikte yaşadığım, kibar, hüzünlü bakışlı, 10 yıl önce kaybettiğim ve arkasından hüngür hüngür ağladığım, şimdi bahçemizdeki ceviz ağacının altında hayata yeniden karışan canım Duman.
- Yakın ailem, bana yaşama sevinci veren ve hep aklımda olan sevgili Derya ve Deniz, her daim elini omzumda hissettiğim Gülsüm, şarkılarıyla ruhumu besleyen Erdem ve bana "senin yerin başka" diyerek özel hissettiren Nabi.
- Sanatçı kişiliği, yaşama dair duruşu ve sevgisi ile beni güçlendiren, besleyen, destekleyen ve her koşulda yanımda duran canım hayat arkadaşım, eşitim, canım sevgilim şair yazar Mecit Ünal.
- Antalya'da yaşadığım yıllarda benim için bir akademi olan, aralarında geçen yılın Hrant Dink Ödülü'nün sahibi sevgili dostum Bülent ŞIK'ın da yer aldığı Salı sohbetlerinin mekânı ODTÜ Mezunları Derneği ve benim ve çok sayıda genç için bir yuva olan kurucusu olduğum Antalya Çağdaş Eğitim ve Kültür Vakfı,
- Kuruluşundan itibaren içinde yer aldığım, "Türkiye Kadın Hareketi"ne yön veren yeri doldurulamaz bir ağ olan ve 328 haftadır aralıksız bir şekilde her çarşamba günü toplanarak, kadın ve LGBTİ+ haklarına sahip çıkan, "Haklarımızdan, Hayatlarımızdan ve Hayallerimizden Vaz Geçmiyoruz." diyen ve her bir üyesinden çok şey öğrendiğim ve kendimi içerisinde güvende hissettiğim Eşitlik İçin Kadın Platformu-EŞİK.
- Kendisinden kararlılığı, cesareti ve kız kardeşliği öğrendiğim, kadının insan hakları konusunda bilgi birikimi ve donanımından çok beslendiğim çok sevgili Avukat Hülya Gülbahar.
- Paylaşmanın simgesi canım hemşirem Sevim ve arkadaşım ve küçük kız kardeşim kelebek Zeynep.
- Kırsalda yaşamın sırlarını öğrendiğim, bahçemizin gerçek sahibi, kabak çiçeği dolmalarına hayran olduğum, müthiş paylaşımcı sevgili komşum Meryem.
- Her bir üyesi ve gönüllüsü ile Kazdağları ve çevresinin korunması için 18 yıldır mücadele eden ve içinde yer almaktan onur duyduğum çok sevgili Derneğim, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği.
Daha adını sayamadığım, beni besleyen, donatan, güçlendiren pek çok arkadaşım, akrabam, dostuma ve sivil toplum örgütlerine şükranlarımı ve teşekkürlerimi sunuyorum.
Ülke olarak oldukça zorlu bir süreçten geçiyoruz. Yaşadığımız ekolojik yıkımlar, hak ihlalleri, antidemokratik ve faşizan uygulamalar hepimizin yaşamını zindan ediyor.
İktidarın madencilik politikaları, ülkemizin her yanını, dağlarını, ormanlarını, tarım alanlarını, yaşam alanlarını rant alanı haline getirdi. AKP'nin iktidara geldiği 2002 yılından önce toplamda yalnızca 1.000 civarında maden ruhsatı verilmişken 2002 yılından bu yana 400 binin üzerinde maden ruhsatı verildi. Kazdağları'nın yüzde 79'u ruhsatlarla kaplı. Diğer bölgelerde de durum çok farklı değil. Yağmurda, karda, yöre halkının günler süren direnişine rağmen Perşembe Yaylaları'na kolluğun sert müdahaleleri ile sondaj makinaları sokuldu. Kazdağları ve Madra Dağı ve ülkemin tüm dağları kan ağlıyor.
Enerji politikalarında da durum aynı. İklim değişikliğine karşı çözümler üretmesi beklenen ve Paris Anlaşması'na taraf olan ülkelerin katılacağı COP31 İklim Zirvesi'ne ev sahipliği yapacak olan ülkemizde, ne yazık ki hâlâ kömürle çalışacak olan termik santrallere izin veriliyor. Çanakkale'de ithal kömürlü Cenal Termik Santralı'nın 2. ünitesi için Çevresel Etki Değerlendirme süreci başlatıldı. Muğla'da yaşamı zehir eden Yatağan, Yeniköy, Kemerköy Termik Santralleri'ne kömür sağlamak için Akbelen'in ve diğer köylerin zeytinlikleri kamulaştırılıyor, Afşin Elbistan'da yeni kömürlü santrallere izin veriliyor. "Yenilenebilir enerji" adı altında dağlarımız, ormanlarımız, meralarımız, tarım alanlarımız, göller ve denizlerimiz pek çok rüzgâr ve güneş enerji santrali ile kaplanıyor. Şirketler yenilenebilir enerjiyi "Yeşil Aklama" aracı olarak kullanıyor. Halkın ihtiyacı değil, şirketlerin çıkarları gözetiliyor. Zarar ve risk yoksul halkla, kâr ise şirketlere. Yerli ve yabancı çok uluslu şirketler ülkemizin ve tüm yoksul ülkelerin yer altı ve yer üstü varlıklarını, müştereklerini vahşi bir şekilde sömürüyor.
Endüstriyel tarım ve hayvancılık, kullanılan zehirler ve kimyasal gübreler ve ilaçlarla topraklarımızı zehirliyor, gıdamızı, gıda egemenliğimizi tehdit ediyor. Sağlıklı gıdaya erişemiyoruz. Tohum Yasası ile yadigâr tohumlarımızın kullanım ve yaygınlaştırılması yasaklanıyor. Geleneksel, ekolojik tarım yöntemleri unutturuluyor.
Ormanlarımız, tarım alanlarımız, meralarımız, su varlıklarımız, yaşam alanlarımız şirketler yararına el konup yok ediliyor, kirletiliyor. Geçim kaynakları, toprakları, meraları, dereleri ellerinden alınan köylüler göçe zorlanıyor. Her geçen gün mülksüzleştirme ve köksüzleştirme daha da artıyor.
Artık bir kriz haline gelmiş olan iklim değişikliğinin yol açtığı afetler yaşamımızı daha da zorlaştırıyor. Vahşi yangınlar, seller, kuraklık, ani hava olayları, fırtınalar, hortumlar yoksulları, kadınları ve çocukları daha fazla etkileyerek, yaşamlarını dayanılmaz hale getiriyor. Nepal'de yaşanan ve yüzlerce insanın yaşamını kaybetmesine yol açan buzul kopması sonucu oluşan sel felaketi, iklim değişikliğinin somut bir sonucu.
İklim krizinin daha da derinleştirdiği eşitsizliklere karşı iklim adaletini savunanlar olarak bir araya geliyoruz. Ülkemizdeki üç büyük ekoloji ağının çağrısı ile Kasım 2026'da Antalya'da yapılacak COP 31 İklim Zirvesi'nde yer alacak devletlerin politikalarına karşı sözümüzü söylemek için uluslararası bir organizasyon olan "Halkların İklim Zirvesi"ni oluşturduk. 180'den fazla bileşen ile 14-18 Kasım tarihlerinde Antalya'da alternatif bir zirve düzenleyeceğiz. İklim krizini derinleştiren devletlerden hesap soracağız ve iklim adaleti talebimizi yüksek sesle dile getireceğiz.
Mücadele edenler olarak bu süreçte baskıya, şiddete, işkenceye maruz kalıyoruz. Yerlerde sürükleniyor, hapse atılıyoruz. Kriminalize edilmeye çalışılıyor, ajanlıkla, vatan hainliği ile suçlanıyoruz.
Ekoloji mücadelesinin en önünde her zaman kadınları görüyoruz. Bakım emeği yükü altında ezilen kadınlar, bir de yaşam alanı mücadelesi veriyor.
Ülkemiz, kadınlar ve LGBTİ+'lar için yaşanması daha da zor bir ülke haline geldi.
"Patriyarka" dediğimiz erkek egemen kapitalist sistem, kadını da doğa gibi bir sömürü aracı olarak görüyor. Kadın bedeni üzerinde kurmak istediği tahakküm ile kadını susturmaya çalışıyor. Kendi bedeni ve yaşamına sahip çıkmak, kendi kararlarını vermek, istediği gibi giyinmek, sevgilisinden ayrılmak, eşinden boşanmak isteyen kadınlar, en yakınındaki erkekler tarafından öldürülüyor. Her gün en az 3 kadının hayatı elinden alınıyor. Ülkemizde adeta bir "cins kırım" yaşanıyor.
Kadın hareketinin yıllardır mücadeleleri ile elde ettikleri haklar gasp ediliyor. Nafaka hakkı, kürtaj hakkı, mülkiyet hakkı gibi hakları ellerinden alınmaya çalışılıyor. Kadınlar olarak 21. yüzyılda hâlâ "soyadı" mücadelesi veriyoruz. İstanbul Sözleşmesi'nden bir gecede çıkan iktidar, kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin önlenmesi için politika geliştirmediği gibi kadını geleneksel ve dinsel değerlerle aile içerisine hapsetmeye çalışıyor.
Kadın katilleri iktidarın ve hukuk sisteminin "cezasızlık" politikaları sonucu korunuyor ve daha da cesaretlendiriliyor.
Emekçiler için de koşullar giderek ağırlaşıyor. Yoksulluk artıyor. Maden işçileri her gün Ankara yollarında, meydanlarında, baretlerini yere vurarak, bedenlerini asfalta yatırarak hak mücadelesi veriyor.
Aydınlar, şairler, yazarlar, gazeteciler, müzisyenler, komedyenler, sporcular, belediye başkanları ve çalışanları, sendikacılar, hak savunucuları hapse atılıyor. Demokrasinin olmazsa olmazı olan siyasi partilere operasyonlar yapılıyor.
Sevgili dostum, liseden sınıf arkadaşım, 2020 Yılı Hrant Dink Ödülü sahibi sevgili Osman Kavala 2017 yılından bu yana içerde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararları hiçe sayılıyor.
Ülkemizde "eşit yurttaş" olma mücadelesi veren Kürt, Ermeni, Rum, Alevi vb. vatandaşların talepleri ve mücadeleleri baskılanıyor. Tüm bu baskılara son verilmesi ve barışın bir an önce tesis edilmesi şart. Barış için bekleyecek bir güne dahi tahammülümüz yok.
Hrant Dink'i, Uğur Mumcu'yu, Ahmet Taner Kışlalı'yı, Bahriye Üçok'u, Konca Kuriş'i, Ali-Aysin Büyüknohutçu'yu, Metin Lokumcu'yu, Hakan Tosun'u ve daha pek çok aydın, sanatçı ve yaşam savunucusunu öldürenler, öldürmeye azmettirenler yeterince aydınlatılmadığı ve hak ettikleri cezalara çarptırılmadığı, zindanlarda haksız yere yatanlar serbest bırakılmadığı sürece vicdanlarımız rahat etmeyecek, öfkemiz yatışmayacak. Cumartesi Anneleri gibi gözyaşlarımız durmayacak.
Ancak tüm baskılara rağmen mücadele ediyoruz. Bir araya geliyoruz. Örgütleniyoruz. Dernekler, inisiyatifler, platformlar, birlikler, ağlar kuruyoruz. Dayanışıyoruz. Umudumuzu büyütüyoruz. Biliyoruz ki insanın dünyaya bırakabileceği en kıymetli şey, kendisinden sonra da yaşamaya devam edecek değerleridir, mücadelesidir, umududur.
Hrant Dink'in hayatı da, duruşu da bize bunu hatırlatıyor: Korkmadan hakikatin yanında durmayı, birbirimizin acısını görmeyi, farklılıklarımızla birlikte yaşamayı ve umudumuzu asla kaybetmemeyi.
Umudumuzu büyütüyoruz...Umuttan başka şansımız olmadığını ve güzel günlerin geleceğini biliyoruz...
Ve ben de bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da eşitlikçi, adil, laik ve ekolojik bir yaşam için tüm varlığımla, inancımla, sevgimle, umudumla mücadele etmeye devam edeceğim.
Aldığım bu çok kıymetli Uluslararası Hrant Dink Ödülü'nü aileme, ülkemizin ve yeryüzünün taşını toprağını koruyan tüm yaşam savunucularına, kadının insan hakları için mücadele eden feministlere, LGBTİ+'lara, hayvan özgürlükçülerine, emek sömürüsüne karşı direnen işçi sınıfına, topraklarını koruyan köylülere ve tüm hak savunucularına armağan ediyorum.
Hepinize saygı ve selamlarımı sunuyorum.
Süheyla Doğan
